
5 Ekim 2009 Pazartesi
Rol Modeli

29 Eylül 2009 Salı
İyi Ve Kötü Arasında
"It is no more than a moral prejudice that truth is worth more than appearance.."
İnsanın iyiliğe de, kötülüğe de eşit derecede sahip olduğunu düşünüyorum.. Bu düşünce bir anlamda kendi kendini açıklıyor bu yüzden.. "İyi" veya "kötü" insan yoktur..!
Evet, bunu benden duymamış olmanızı umuyorum.. İnsan doğasında hem iyi, hem kötü vardır.. İki zıt kutup gibi algılamayın bunu asla.. Bunlar birbirlerinin tamamlayıcısı.. Biri olmadan, diğeri var olamaz.. İnsan karakterini değerlendiren "sıradan" kişinin gözünden genel “iyi” ve “kötü” derecelendirmesinde kolaylık sağlaması yönüyle belirlenmiş sözcüklerdir.. Öte yandan işin daha gerçekçi yönü, kanımca, bu derecelendirmenin genel hareketlerin "sıradan" bakış açısıyla yorumlanmasıyla elde edilişidir.. "Sıradan" ifadesini kullanmamdaki gaye, bir kişinin iyi veya kötü olduğuna karar verirken dikkate alınan karmaşıklık ölçütüdür.. "Evet, bana kötülük yaptı, o yüzden kötüdür.." ise sıradan bir değerlendirmedir.. "Evet, bir sürü iyiliğinin yanında bir o kadar da kötülüğü vardır, o yüzden ona 'iyi' veya 'kötü' demek kolay olmaz..” gibi bir öneri sıradan olmayan bir değerlendirmedir..
Daha önceden de defalarca belirttiğim gibi “iyi” ve “kötü” diye bir şeyin varlığını yaratanlar biziz.. Bu konuda hala hiçbir şüphem yok.. Ancak aslında bu gece bu konu hakkında yazmak istememin nedeni bu değil.. "Schindler's List", "Max", “The Rise Of Hitler”, "The Reader", "Fargo", "Man On Wire", “Das Experiment” gibi filmleri izledikten sonra giderek daha fazla bir şekilde bu konu hakkında yazma isteği duydum.. Aslında gerçek çıkış noktası tahmin edebileceğiniz üzere Hitler’in II. Dünya Savaşı ile Avrupa’da yarattığı terördü.. Aynı zamanda yakın bir zamanda bu toplama kamplarından birini ziyaret edecek olmanın verdiği garip bir heyecanla dönemi anlatan filmleri bir kez daha izlemem de bu konu hakkında yazma isteğimi tetikledi..
“It's dangerous! It's dangerous to me.. You have to understand, Goeth is under enormous pressure.. You have to think of it in his situation.. He's got this whole place to run, he's responsible for everything that goes on here, all these people - he's got a lot of things to worry about.. And he's got the war.. Which brings out the worst in people.. Never the good, always the bad.. Always the bad.. But in normal circumstances, he wouldn't be like this.. He'd be all right.. There'd just be the good aspects of him - which - he's a wonderful crook.. A man who loves good food, good wine, the ladies, making money..”
Burada kendi görüşlerimi özgürce dile getirebiliyorum.. Aslında bu yeri koruyup yazmaya devam etmemdeki isteği veren de bu özgürlük.. Dolayısıyla kimsenin bu sözleri bir yaptırım, bir "bilmişlik" veya bir "ahkam" olarak algılamamasını bekliyorum.. Bunu belirtmem lazım, gördüğüm kadarıyla yazının karakterine de uygun olarak insanların bu tür tesellilere ihtiyacı var.. O yüzden size bu teselliyi vermeden başlamayacağım..
“İnsan” olmanın en iğrenç yanından bahsediyorum bu gece.. Burada bir kötülükten bahsedeceğim.. Evet, karmaşık anlamıyla.. Yani insanın içinde barındırdığı yarı kötü, yarı iyiden.. Maalesef kötü olma fırsatları verildiği ölçüde kötü, aksi takdirde iyi insan.. Buna tanıklık ettim.. Şöyle açıklayayım.. "Sıradan" bir değerlendirmeyle hep "iyi" davranan insanları gördüm, ancak onlarla konuştum.. Beni tanıdıkları ve benden korkmadıkları için bana dürüst davrandılar.. Söylediklerine göre onların da içlerinde “kötülük” var ve bunu bastırmak için inanılmaz bir çaba veriyorlar ve kabul ettikleri bir gerçeği daha söyleyeceğim.. Söz konusu "kötülükleri" yadsımıyorlar veya kendilerine ait olmadığını söylemiyorlar.. Sadece bastırarak "iyi" olduklarını söylüyorlar.. Bu kısım cidden çok etkileyici, zira "kötülük" en "iyi" insanın içinde bile varlığını sürdürüyor.. Dolayısıyla "kötülük" ve "iyilik" kavramı bambaşka bir boyut kazanıyor.. Şöyle.. Artık "kötülük" veya "iyilik" var mı diye sorgulamıyor insan.. Bir insanın “iyi” olması “kötülüğü” ne kadar bastırdığıyla ilgili olmaya başlıyor.. Bakın, burada çok ince bir ayrım var.. Her insan ne iyi, ne de kötü.. "Kötülüğü" bastırdığı ölçüde "iyi", bastırmadığı ölçüde "kötü"..
Anlatmaya çalıştığım da bu.. Tüm bu katliamları başlatan ve devam ettiren sadece Hitler değil.. Koca bir ulus.. Burada çok ciddi bir yere adım atıyoruz, dostlarım.. İşte burada insan için "iyi" veya "kötü" demenin pek de kolay olamayacağını vurgulamaya çalışıyorum.. Koca bir ulustan söz ediyoruz.. Hepsi mi "kötü" insanlardı sizce..? Ben hiç sanmıyorum ve içimdeki bu "kötü" yönden nefret ediyorum..!
24 Eylül 2009 Perşembe
Sonunda Büyüdük..
I can't shoot them anymore..
That long black cloud is comin' down
I feel like I'm knockin' on heaven's door.."
15 Eylül 2009 Salı
Şark/ı
14 Eylül 2009 Pazartesi
Scarfaeces


9 Eylül 2009 Çarşamba
Sarafan Desenli Rüya
Ben takip ediyorum.. Birini izlediğimi biliyorum.. O’nu uzakta görüyorum.. Fakat henüz çok yakın değilim.. Gözlerim uzağı çok iyi göremediğinden kim olduğunu seçemiyorum.. Hava o kadar soğuk ve buhranlı ki ruhuma kesif bir kasvet çöreklenmiş, istesem de gülemiyorum.. Yollar kimi zaman daralıyor, kimi zaman yokuş oluyor.. Kimi zaman ıssızlaşıyor iyiden iyiye.. Tren yolundan geçiyorum sonra.. İzlemeye devam ediyorum..
Giderek adımlarımı hızlandırıyorum.. Hava kararmadan O’na ulaşmam gerekiyor.. En azından içimde böyle bir his var.. Uzun ve sarp bir merdivenin başında duruyorum.. Artık yürümekten yorulmuş olmalıyım ki demirlerine tutunup bekliyorum bu eski merdivenin.. Yine cılız çimler bitmiş merdiven eşiklerinde.. O ise uzun paltosu ve yuvarlak şapkasıyla hızla yukarı çıkıyor merdivenlerden..
Merdivenleri çıkmaya başlıyorum.. Etrafımda ellerinden merdiven demirlerine kelepçelerle bağlanmış mutsuz kadınlar var.. Kimi ağlıyor, kimi düşünceli.. Hiçbiri bana bakmıyor.. Sanki kendilerinden bir başkasıyla ilgilenemeyecek durumdalar.. Yukarı bakıyorum.. O arkasını dönüyor.. Bana gülümsüyor.. Beni çağırıyor.. Merdiven sonsuza uzanıyormuş gibi görünüyor aşağıdan, ama umut veriyor bana.. Çıkıyorum.. Daha yukarı..
Umut demişken.. Bir Matruşka almaya karar verdim.. Matruşka umut demek benim için.. Hayata karşı direnmek gibi.. Gücünün son damlasına kadar savaşmak gibi.. Küçülse de, giderek azalsa da son parçaya kadar hala umut var gibi..
“As I think of you
From this dark century
I will always be
With generosity
That we both may share
The hope in hearing
That we're not just
Spirits disappearing..”
8 Eylül 2009 Salı
Demokles’in Kılıcı
Ama sonra bir yerde kırılma noktası geldi.. Şüphe başladı.. O ana kadar verilenleri aldım, aldım, aldım.. Televizyondan, aileden, arkadaşlardan, öğretmenlerden.. Sonunda aldıklarım darasına sığmamaya başladı.. Başlangıçta taşıp önüme düşenlere şüpheyle baktım.. İğreti duranları yokladım.. Böyle anlatılan, gösterilenlerle benim bulduklarım arasındaki farklara odaklandım.. Sonra büsbütün daranın içine daldım gözleri ateş saçan kuduz gibi.. Ani bir aydınlanma anını defalarca yaşadım.. İşte o vakit yılların Tombo kalemi, benim için bir anda Tombow oldu.. Plastik topla attığım gollerin veya atamadıklarımın sorumlusu tam olarak ben değildim mesela, muz o kadar da aşmış bir şey değildi, Kinder Surprise reklamlarında şaşkınlıktan deliye dönen çocuklar gibi şaşırmak mümkün değildi, Intertoy oyunlarının da tıpkı benim oyunlarım gibi kırılabilen malzemelerden yapıldığı bir gerçekti, halıdaki motifler belirlenirken asla oyuncak arabalar için otoyol yapmak düşünülmemişti oysa ki, Betamax ve VHS’de dil seçeneği yoktu, geç zamanda sahip olduğum bilgisayarla bir matematik hipotezi bile üretemedim, kaset kapaklarındaki kimi sözlerin şarkıdakilerle aynı olmayabileceğiyle tanıştım, annem ve babamın saçımı sürekli olarak kısa kestirmelerinin ardındaki nedenin bir şekil kaygısı olmadığını öğrendim, efsanevi olarak yalnızca babaannemin yapabildiğine inandığım o salçayı markette bir rafta gördüm, Rotring'im sürekli uçları kırmaya başladı ve Susam Sokağı'ndaki tüm yaratıklar aslında birer insandı..
Bunların tümü “büyümek”ti.. Onun da farkına vardım.. Sonra.. Sonra bu irdeleme bitmek bilmedi.. Daha soyut konulara dair farkındalık kazanmaya başladım.. Devamlı olarak eleştirel bir bakış açısı yakalamaya çabaladım.. Durduğum, üzerine bastığım zemini devamlı olarak kontrol ettim.. Devamlı olarak eşeledim.. Sonra..?
Sonra farkındalık arttıkça saf mutluluk benden giderek uzaklaştı.. Böyle her bir şeyi sevemez, her bir şeye ilgi duyamaz, her bir şeyi olduğu gibi kabul edemez, her bir şeyi isteyemez, her bir şeyle tatmin olamaz, her bir şeye inanamaz oldum.. Bir kere edindikten sonra isteseniz de sizden gitmeyen bir tecrübeye dönüştü farkındalık.. Kendimin ve insanların eylemlerini dış perdeden incelemeye, söylediğim ve söylenen her sözün altındaki diğer anlamları aramaya başladım, incelikli ve düşünceli olmayan davranışlara karşı tahammülsüzlüğüm gelişti, bazen kendimi diğerlerine yabancı hissettim, sessiz oturmaya başladım sırf sinirimden, boş konuşan insanlara nefret duymaya başladım, kırlarda el ele koşan çiftlere hayret ettim, insanların neden el ele tutuştuklarını düşünmekten öpüşmenin ardında yatan bilimsel gerçeği aramaya kadar giden durmayan, kimi zaman rahatsız edici bile olabilen her şeyi net görmeye çabalama inadına kadar geldi dayandı tüm bu sorgulayış..
Aklın bacaları temizlendikten sonra sorgulamaya dair süreç asla durmak bilmiyor.. Daha da uçlara gidiyor.. Daha da çirkinleşiyor o bir zamanların pembelikleri.. En sonunda susmak geliyor içinizden.. Apartman merdivenlerini inerken bile kafanızdan sayısız düşünce geçiyorsa, kimi zaman anlamsız fikirler uyumanızı engelliyorsa, karşınızdakinin bir bakışının altındaki tüm olası anlamları gözden geçiriyorsanız, size hakaret eden kişi o olayı çoktan unutmuşken siz, bu hakarete neden olmuş olabilecek tüm davranışlarınızı bir bir irdeliyorsanız saf mutluluk ve ona dair tüm imgeler artık size bir daha uğramayacaktır.. Ama size iyi bir haber vereyim, dalganın götürdüğü o oyuncakları istemeye devam etmeyeceksiniz de.. Duvar yıkıldı, perde indi ve işin en acısı size duvarı yeniden örme, perdeyi yeniden asma şansı verilseydi bile bunu yapmazdınız.. Sizi temin ederim..
6 Eylül 2009 Pazar
Mucize
3 Eylül 2009 Perşembe
Bardağın Dolu Tarafı
“Swirling round with this familiar parable..
Recognize this as a holy gift and celebrate this
chance to be alive and breathing
chance to be alive and breathing..
This body holding me reminds me of my own mortality..
Embrace this moment.. Remember.. We are eternal..
All this pain is an illusion..”
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Karizmatik Film


















































