23 Temmuz 2009 Perşembe

Esaretin İmgelemi / Sodom’un Yüz Elli Beş Günü



“Metaphor for a missing moment
Pull me in to your perfect circle

One womb
One shame
One resolve

Liberate this will
To release us all..”

Biraz daha serbest bu kez.. Bu gece biraz bilinç akışı.. Kare kare.. Resim resim.. Durmadan.. Ne gelirse.. Esaretin sancılı şeridi.. Anılar kabaresinde küçük bir performans.. Bulanık.. Kabus..



Evet.. Önce Mordor.. Neredeydik biz..? Öncelikle Mordor.. Mordor’un kalbindeydik.. Gökyüzü hep yüklü.. Hep kötü bir şey olacak hissini veren, göğsünü sıkıştıran, gökyüzünü küçülten dağlar.. Sis, pus.. Ateş..!



Rüya.. Tüm evi dolduran kum.. Camdan içeri giren yarı karanlık ışık huzmesi ve o huzmenin yoluna girince kendini gösteren toz zerrecikleri.. Karamsar ruhum benim.. "Kal" diyorum, gidiyor.. Hep gidiyor çünkü.. Hep kaçıyor.. Ve o gider gitmez tüm ev kum doluyor.. Boğazımı tıkayana kadar..



Çocukluğumun korkulu rüyası.. Büyük şeyi yutmaya çalışan o küçük, başarısız şey.. Tüm kasları gerilen, başaramadıkça sonsuz yumuşaklık ve bitimsiz imkansızlık hissi veren hacim..



Başka bir çocukluk rüyası.. Kırmızı sonsuz ışık.. Gözlerimi kamaştırıyor.. Dağılıyor.. Saçılıyor.. Ketçap gibi..



Huzursuz uyku.. Tetikte uyku.. Yarı uyku.. Bilincin tamamen kapalı olamadığı uyku.. Konuşan yüzler.. Ölmüş, ölmemiş, bir kere gördüğün, hep yakından bildiğin türlü türlü yüz.. Sana konuşuyor.. Kulağına fısıldıyor.. Aniden uyandırıyor sesler..

Ve yeniden doğuşun hayali.. Alacakaranlıkla.. On beş metrelik hizalarda yatay gözlemlerde aklın betonu delmesi..



Belki de yere düştüğün, artık daha fazla dayanamadığını hissettiğin o meşum anda cennet bahçesinde seni ellerinden tutup "If you can't find a way, no one will.." diyerek seni son bir kez cehennemine kaldıracak gücü verebilecek bir kadın gibi..



Matrix’te yeniden doğuş gibi.. Farkındalık noktasında.. Yarı tedirgin, yarı uyanık..



Uzun süre rahimde beklemek gibi.. Ve en sonunda plasentayı yırtmak gibi..



Yağmuru hissetmek gibi.. Tenine dokunan ilk damlayla hayat bulmak gibi.. Nefes almak gibi hıçkıra hıçkıra ağlayarak..



En dibe kadar düşmek gibi.. O noktaya gelene kadar sabretmek.. Sonra.. Sonra karanlık bir gecede, uğrun uğrun kor halinde yanan yıkıntının içinden tüm gecenin karanlığını aydınlatacak bir ışıkla yenilenmiş ve hazır.. Anka kuşu gibi..



Ve işte en kötü kabusum..! Esaretin zamana yenik düşmek üzere olduğu, gecenin en karanlık olduğu o son vakitlerde gördüğüm 1408 sahnesi.. Düşünün.. Havaalanındasınız.. Eve uçmanıza saatler kalmış.. İşlemlerinizi gerçekleştirmek için masadaki görevliye yaklaşıyorsunuz.. Yüzü bir yerden tanıdık geliyor size.. Gülümsüyor.. Ama durun bir dakika.. Bu o gardiyanlardan birinin yüzü.. 



Sırtınızı dönüyorsunuz.. Etrafta esaret dostlarınız.. Belli belirsiz tanıdığınız o yüzler.. Garip ve gizil bir korkuyu yerine itmeye çabalıyorsunuz.. Güvenlik görevlisi ardında bir felaketin habercisi bir gülüşle sizi selamlıyor.. Yoksa o hapishane müdürü mü..?
Bir anda hepsini anımsıyorsunuz.. Aynı anda hepsi birden havaalanını yıkmaya başlıyorlar.. 



Ellerindeki baltalarla, sopalarla, "dipçikle".. Parkeleri söküyorlar.. Camları kırıyorlar.. Duvarları yıkıyorlar.. Kazıyorlar.. Yıkılıyor havaalanı imgesi.. Havaalanı ve özgürlüğe dair her şey ayağınızın altından kayıyor..



Sonra bir anda kendinizi o esaretin içinde buluyorsunuz yeniden.. Bağırıyorsunuz.. Sesinizi duymuyorlar.. Sizi görmüyorlar bile.. Artık yoklar..



Ve işte o anda belki de en "özgürcesi" sigarayı yakıp o koğuşu ateşe vermekti.. 

Aaahhh..!

Yeter..!

2 yorum:

dizigunlukleri dedi ki...

1408 filmindeki o sahne neydi gerçekten ya, çok beğenmiştim filmi. Bir de bir sahne vardı, hangi sahne olduğunu şu anda hatırmalıyorum ama, bu kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum, saarsılmıştım resmen. (cümleye bak ahahaha )

Benim de arada gördüğüm bir rüya var, otobana benzeyen yolum tam ortasında sürünmeye çalışıyorum ama hareket edemğiyorum, arabalar üzerime doğru geliyor. Çok saçma bir rüya :)

Bir de karabasanlar var. Herkes sevmese de ben arada seviyorum, çok zevkli oluyor. Uyanmaya çalışıyorsun, uyanamıyorsun, gözün açık gibi tüm odayı görüyorsun ama görmüyorsun, sesin çıkmıyor. tam bir "experience", 4D sinema gibi :)

Desdinova dedi ki...

Belki böyle hologram gibi ruhların adama bakıp bakıp camdan atladıklarını sahne olabilir dediğin.. O da fenaydı.. Belki de o havalandırmadaki "şey"dir..

Karabasanları ben sevmiyorum ama, biraz daha kontrolcü bir insan olarak o anda hakimiyeti kaybettiğim hissini görmek damağımda acımsı bir tat bırakıyor..